COVID-19 Virüs Salgını Döneminin Psikolojik Açıdan Değerlendirilmesi

COVID-19 Virüs Salgını Döneminin Psikolojik Açıdan Değerlendirilmesi

Neslimizin daha önce karşılaşmadığı kadar büyük ve küresel boyutta, kozmik bir kriz içindeyiz. Evreni şiddetli oranda etkileyen, yaşamı ve beden bütünlüğünü tehdit eden bu salgından, ruhsal açıdan etkilenmenin NORMAL bir durum olduğu belirtilmelidir. Normal kişilerin böylesi anormal durumlarda anormal tepkiler vermesi olasıdır. Ani ve beklenmedik bu tür durumlar içinde bazı psikolojik tepkiler muhtemeldir.

Salgın dönemi içinde rutin hayatın sekteye uğraması, düzenin birdenbire değişmesi, beklenti ve hedeflerin boşa çıkması, planların bozulması veya ertelenmesi gibi durumların kendini göstermesi; travmatik bir algı oluşumuna neden olacaktır.

Sağlıklı bireyler travmatik durumlarda çeşitli depresif, kaygı taşıyan, iç huzursuzluk yaratan, acı veren olumsuz duygulara kapılabilirler. Şok ve inkar, stres, kaygı, korku, bunaltı, endişe, panik, öfke, tahammülsüzlük, gerginlik, umutsuzluk, huzursuzluk, suçluluk, çaresizlik,  gibi duygular bunlara örnek verilebilir. Bu duyguların son derece olağan ve insani tepkiler olduğu unutulmamalıdır. Bu duyguların abartılı ve sürekli olmadığı sürece hastalık düzeyinde yaşanmayacağı söylenebilir. Travmatik durumlara maruz kalmış sağlıklı insanlarda geçici olarak ortaya çıkabilirler. Kabul edilebilir düzeyde yaşanan bu hislerin, gerekli ve işlevsel bir tarafının olduğu ifade edilebilir. Sürece bağlı olarak tetiklenen bu duyguların, tedbir ve önleyici davranışları, doğru karar almayı ve işlevsel tutumları açığa çıkardığı gözlemlenmektedir. Bilişsel yapının, kişinin kendisini ve çevresini korumak adına fonksiyonel olan duygu ve düşünceyi ürettiğini akılda tutmak gerekir.

Yaşanan travmatik süreç içinde kişilerin kendi duygulanımlarını kontrol etmesi büyük önem taşımakla birlikte; bunu gerçekleştirmek çok kolay olmayabilir. Oluşan stres ile başa çıkmada en etkili yol karşılaşılan riskin net olarak çerçevesini belirleyip, kendi kontrolü ölçüsünde yapabileceklerini uygulamaya geçirmektir. Burada en iyi adım doğru kaynaktan bilgi edinmek ve emin olunmayan kaynaklara riayet edilmemesidir.

Salgın durumunda keyif alınan paylaşımların azalması, belirsizliğin ortaya çıkması ve rutinin bozulması ‘kayıp’ düşlemini beraberinde getirir. Kayba bağlı oluşan olumsuz duygulanımların zaman içerisinde sıklığının azalması ve kaybolması için günlük yaşam rutinlerine en yakın şekilde eylem ve paylaşımları sürdürmek büyük önem taşımaktadır. Uyku, yemek, çalışma saatleri, keyif verici etkinlikler ve kişiler arası paylaşımlar mümkün olduğunca eski düzene en yakın şekilde sürdürülmeye çabalanmalı ve rutinler korunmaya çalışılmalıdır. Çalışmanın getirdiği sorumlulukları evden yürütmeye çalışmak ve zihne devamlılığı hatırlatmak fonksiyonel bir tutum olacaktır. Günlük rutinlerde azalan uğraşların yerine, keyif ve tatmin veren yeni meşguliyet alanları koymak destekleyici yapıyı doğuracaktır. Bu uğraşlara karar verilirken en doğru seçimin yapılacağı yer, kişinin kendi doyum alanı olacaktır. Spor etkinlikleri (yoga, pilates, dans, fitness vb.), kitap okumak ve araştırma metinleri incelemek, örgü, dikiş, boyama, resim, müzik ve enstrüman çalmak gibi sanatsal faaliyetlerde bulunmak, bitki ve evcil hayvan ile uğraş içinde olmak, yemek tarifleri denemek, film ve dizi takip etmek, kutu oyunları, sessiz sinema, kelime oyunları vb. materyallerden faydalanmak önerilebilecek uğraş alanlarındandır.

Her bireyin kaygı düzeyi ve stresle başa çıkma yöntemi birbiriyle farklılık taşımaktadır. Kişilerde maruz kalınan durum ile ilgili konuşma ihtiyacı ya da tam tersi konuyu hiç açmama ve içe kapanma görülebilir. Bu dönemde yakın çevreden sosyal destek almak, yakın çevre ile duyguları paylaşmak,  bu hislerin süresini ve şiddetini azaltacaktır. Duygu ve düşüncelerin dışavurumuyla sosyal doyum alınması ve bunun belirli rutine bağlanması duyguların kabul edilebilirliğini destekleyecektir. Yaşanan duruma yönelik akıldan geçen düşünceleri özellikle onların oluşturduğu duyguları yazıya dökmek veya günlük tutmak kişinin duygularını anlamlandırmasına, kabullenmesine, düzene sokmasına ve onlarla başa çıkabilmesine olanak tanıyacaktır.

Kendini faydalı hissetmek ve bir şeyi başarma duygusu önemli bir ruhsal destektir. Ev içerisinde bulunan veya çevrim içi olarak ulaşılan sosyal ağ ile kaliteli zaman geçirmek ve düzenli olarak bazı aktiviteleri planlamak, yemek ve uyku saatlerini net olarak belirlemek düzenin devamlılığını gösterecektir. Kısa süreli egzersizleri ve paylaşımları düzenli hale getirmek depresif duygulanımların gelişmesini engelleyecektir. Nefes egzersizleri, yapılan işleri yavaş ve farkındalıkla tamamlamaya çalışmak, işleri parçalara bölmek, anda kalmak, kendine ve başkalarına şefkat göstermek ve empatik olmaya çalışmak gerginlikle başa çıkmada uygulanabilecek farkındalık egzersizlerindendir.

COVID-19 salgını döneminde belirtilen bu yöntemlerin uygulanamaması ve işe yaramaması durumunda; ileri derecede takıntılı davranışlar, aşırı depresif duygular, kendine ve başkalarına zarar verme düşlemi, büyük oranda uyku ve iştah değişiklikleri, aşırı yeme tutumu, alkol ve madde kötüye kullanımı, abartılı sosyal çevreden soyutlanma, öfke patlamaları vb. görülüyorsa, profesyonel bir desteğe başvurulmalıdır.

Bu gönderiyi paylaş